ART/icle Cilt 4, Sayı 2 (Özel Sayı), 2024
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Bindirme Teorisi: Sinematik Eşzamanlılığın Bir Teorisine Doğru(İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2024) Çal, Hasan CemModern anlamıyla sinema, film mecrası olarak doğumundan itibaren zamanın biçimini değiştiren, dolayısıyla duyumunu da başkalaştıran bir sanat olageldi. Montajın keşfiyle birlikte bu, ziyadesiyle kesinleşmiş bir koşuldu. Sinema yalnızca gerçekliği hareket hâlinde kayıt altına almakla kalmıyor, onu tanımlayan belirlenimi, zamanı da dönüştürüyordu, diyelim ki kiplendiriyordu. Ama bunu da her daim bir artsüremliliği baz alarak, yani bir imgenin bir diğerinin yerini aldığı bir akış içerisinde, kısacası ardıllığın bir imgesini yaratarak sağlıyordu. Bu anlamda montaj, her tür sinematik imgeyi üst tanımlayan bir tür üst biçimdi, yani film biçimini kökten koşullayan, film duyumunu da bilhassa var eden bir teknikti. Öyle ki, sinemanın montaj olduğu, başka da hiçbir şey olmadığı fikri yıllar içerisinde yerleşmiş, genelgeçer hâle gelmiş ve bir hakikat olarak kanıksanmıştı. Ta ki bindirme, bir diğer üst biçim olarak montaja alternatif hâle gelene dek. Bindirme, montajın aksine, bir başka sinematik zaman imi önerecekti ki bu da artsüremlilikten ziyade eşsüremliliğe dayanacaktı. Ama yine de, her ne kadar montaj denli temrin edilmiş bulunsa da, onun kadar kuramsallaştırılmayacak, kategorilerine ayrılmayacak, irdelenmeyecekti. Bu metnin amacı, tam da bu irdelemeyi gerçekleştirmek, bindirmenin neden ve nasıl montajdan ayrıldığını anlaşılır kılmak, onun sinematik zamanı ne tür bir dönüşüme uğrattığına göz atmak ve ona nevi şahsına münhasır kategorilerini bahşetmektir.Öğe The Impact of AR Art on Social Awareness: A Case Study(İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2024) Motlagh, Nafise EsmaelThe Purpose of Study: This article aims to explore the role of augmented reality (AR) art in fostering social awareness and driving social change. The central focus is to understand how AR, as a new media art form, enhances audience engagement and emotional response through immersive interaction, making it a powerful tool for artistic activism. Literature Review/Background: AR art offers a unique medium by overlaying digital elements onto the physical world, allowing audiences to become active participants rather than passive observers. This interaction deepens understanding and emotional investment in social issues. The study fills a gap in the literature by examining the impact of interactive AR art in challenging societal norms and evoking empathy, particularly in the context of women's rights and identity struggles. Method: The research utilizes a case study approach, focusing on the AR artwork "My Stolen Identity," created by the author. This piece uses AR to explore the issue of violence against women's identity in Iran. Results: The findings suggest that AR art significantly enhances audience engagement by transforming them into active participants. The immersive experience fosters empathy and a deeper understanding of complex social issues, such as the identity struggles faced by Iranian women. This interactive approach demonstrates the potential of AR art to spark meaningful dialogue and motivate social action. Conclusion: AR art presents a revolutionary method for engaging audiences in social activism, with the power to challenge societal norms and inspire change. By immersing viewers in the issues at hand, AR art contributes to a more profound emotional and intellectual response, positioning it as a valuable tool in the fight for social justice, particularly in the area of women's rights.Öğe Video Sanatında Çevreci Yaklaşımlar(İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2024) Günay, BurcuGiriş ve Çalışmanın Amacı: Bu araştırma, video sanatında insan-yaşam-doğa kavramlarını ele alan sanatçıların üretim süreçlerine odaklanmaktadır. Kavramsal ve Kuramsal Çerçeve: Bu araştırmanın kavramsal çerçevesini çevre kavramı, çevre ve insan arasındaki ilişki ve bu ilişkiyi çağdaş sanatta video sanatı üzerinden ele alan sanatçıların üretim süreçleri oluşturmaktadır. Çevresel sorunları ele alan çağdaş sanatçıların; insan ve insan dışı arasındaki dinamikleri ve insanın çevre üzerinde yarattığı öngörülemeyen tahribatı eserlerinde nasıl ele aldıkları açıklanmaya çalışılmıştır. Yöntem: Çevre, doğa, çağdaş sanat, sanatçıların üretim süreçleri gibi çeşitli yapılarla ilişkili olması bakımından çalışma; nitel bir araştırma süreciyle incelenmiştir. Çevre üzerine eğilim gösteren sanatçıların eserleri ile sınırlandırılarak; ilgili literatür doğrultusunda belirlenen sanatçıların eserleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bulgular: Toplumsal, çevresel, politik yapıdaki değişimler çağın sanat üretim biçimlerine yansımaktadır. Çağdaş sanat disiplinleri arasında yer alan video; başlangıçta sadece bir kayıt altına alan bir alet olarak görülmüştür. Bununla birlikte video sanatının ele aldığı konular genellikle estetik bir bakış açısı yakalamaktan ziyade, kavramın kendisini görünür kıldığı üretim süreçleriyle doludur. Antroposen çağda doğanın direk etkilendiği tehlikeler, çözümü aciliyet gerektirdiği için, video sanatı çevreye genellikle biyopolitik doğrultuda yaklaşmaktadır. Sonuç: İnsan ilk andan itibaren doğadan faydalanan, onu işleyen, teknik ilerlemelerin getirisi olarak onunla birlikte yaşamanın yollarını arayan değil, onu sahiplenen bir oluşum içindedir. Antroposen çağda doğanın maruz kaldığı tehlikeler çözümü aciliyet içeren bir noktaya ulaşmıştır. Bununla birlikte çevresel bir farkındalık yaratmaya çalışan oluşumların da sayısı artmaktadır. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren sanatçılar çevre/ doğa/ yaşama dair izleyicide bilinç uyandırmayı amaçlayan bir sürece doğru yönelmişlerdir. Video sanatı da estetik bir bakış açısı yakalamaktan ziyade, kavramın kendisini görünür kıldığı üretim süreçleriyle doludur. Video sanatı ile ekolojik/ çevre ile ilgili eser üreten sanatçılar, antroposen çağda doğanın direk etkilendiği tehlikeleri, çözümü aciliyet gerektirdiği için genellikle biyopolitik bir yaklaşım beslemektedirler.Öğe Sanal Gerçeklik Ne Kadar ‘Gerçek’: Joe Hunting’in VR Belgeselleri(İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2024) Aytaç, Onur; Dönmez, Servet CanGiriş ve Çalışmanın Amacı: Belgesel sinema, temel olarak gerçeklikle kurduğu ilişki bakımından kurmaca filmlerden ayrılır. Gerçeğin yeniden yorumlanması biçiminde özetlenebilecek belgeselci tavır, belgesel filmlerin üzerinde yükseldiği ana dinamik olarak belirtilebilir. Yeni teknolojilerle birlikte gerçeğin bozulması, değiştirilmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmekte, gerçeğin inşası dahi söz konusu olabilmektedir. Bu inşa süreci irdelendiğinde, sıklıkla tartışılan bir kavram olarak sanal gerçeklik gündeme gelmektedir. Gelişen teknolojilerle beraber çeşitlenerek artacak/artacağı düşünülen sanal gerçeklik belgesellerinin, Türkiye’deki belgesel sinema alanı açısından da değerlendirilmesi gerektiği düşüncesiyle, bu konu farklı yönleriyle tartışmaya açılmıştır. Kavramsal/Kuramsal Çerçeve: Sanal gerçekliğin de gerçek ile kurduğu ilişki oldukça tartışmalıdır. Bu konu farklı boyutlarıyla incelenmekte ve sanal gerçekliğin gerçek olup olmadığı sorgulanmaktadır. Bu bağlamda tartışmayı belgesel sinema ile sanal gerçekliğin kesiştiği bir alan olan “sanal gerçeklik belgeselleri” zemininde yürütmenin verimli olacağı ifade edilebilir. Gerçeklikle farklı ilişki kurma düzeyleri olan bu iki kavramın yan yana gelmesiyle oluşan bu yeni türün belgesel sinema alanına kattıkları ve bu alanda ne gibi kayıplara neden olduğu çalışmanın temel problemidir. Belgesel sinemanın gerçeklikle kurduğu ilişki ve sanal gerçekliğin yarattığı gerçeklik algısı bu çalışmanın temel kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Yöntem: Bu çalışmada örneklem olarak Joe Hunting’in ürettiği sanal gerçeklik belgeselleri betimsel analiz yöntemiyle ele alınmaktadır. Hunting’in üretimleri çerçevesinde yapılan bu araştırmada gerçeğin bu yeni teknolojiler aracılığıyla yorumlanması sonucu ortaya çıkan sanal gerçeklik belgeselleri, belgesel sinema içerisinde konumlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu filmler üzerinden sanal gerçeklik teknolojisinin sunduğu imkanların belgesel sinema açısından ne gibi olanaklar sağladığı tartışılmıştır. Geleneksel üretim pratikleri ve sanal gerçeklik teknolojisiyle birlikte değişen üretim biçimleri arasında nasıl farklar olduğu incelenirken, seyircinin seyir deneyimi bakımından da sanal gerçekliğin belgesel sinemada nasıl bir değişime işaret ettiği üzerinde durulmaktadır. Bulgular: Hunting’in geleneksel belgesel sinema üretim pratiklerini sanal gerçeklik teknolojisi içerisinde kullandığı ve bu yolla yeni bir alan olan sanal gerçeklik içerisinde eski yöntemlerle üretim pratikleri geliştirdiği ve bu yeni yöntemin aslında geleneksel yöntemin sanal evrendeki bir uzantısı olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç: Gerçekliğin olabildiğince objektif olarak aktarılması ve izleyicinin tanıklığı üzerine kurulu yapısıyla belgesel sinema sanal gerçeklik ile birlikte dönüşüm içerisinde yer almaktadır. Sanal gerçeklik teknolojisi ile izleyici artık olaylara başkasının kadrajından tanık olmak yerine, olayı bizzat deneyimlemektedir. Sanal gerçeklik deneyimlerinde bireyler sanal evren içerisinde fiziki evrendeki gibi var olabildikleri için o sanal evrende geleneksel üretim pratiklerini de kullanabilmelerinin mümkün olduğu sonucuna varmak mümkündür.Öğe Mekân, Kolektif Hafıza ve Yerinde Dönüşüm: Maddenin Halleri (2020)(İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2024) Aydın, Tuncer MertGiriş ve Çalışmanın Amacı: Bu çalışma, yerinde dönüşüm çalışmalarıyla tekrar inşa edilmesi uzun yıllardır kamuoyunu meşgul eden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde çalışanların ve hastanede tedavi gören hastaların günlük hayatlarını konu alan Maddenin Halleri (Deniz Tortum, 2020) belgeselini merkez eksenine koymaktadır. Çalışmada ilk olarak, kolektif hafıza, mekânın üretimi ve yeni materyalizm kavramlarına değinilmiş; sinema anlatısındaki yeri ve etkisi kısaca ele alınmıştır. Daha sonra belgeselin anlatı yapısı; görüntü oluşturma teknikleri, görsel kompozisyonlar ve mekân/hafıza ilişkisi üzerinden tartışılmıştır. Araştırmanın temel meselesi, filmin çıkış noktasını da barındırdığı için mekânın hafızasına dair yönetmenin bakış açısıdır. Kavramsal/Kuramsal Çerçeve: Bu çalışmanın kavramsal/kuramsal çerçevesi Henri Lefebvre ve Maurice Halbwachs’ın mekân ve kolektif hafızaya dair teorileri üzerine kurulmuş, yeni materyalizm kuramları ile paralel şekilde ele alınmıştır. Öne sürülen kuramlar bağlantısında film üzerinden bir tartışma yürütülmüştür. Film hakkında farklı mecralarda araştırmalar bulunmaktadır fakat 6 Şubat 2023’te Türkiye’de meydana gelen depremler sonrasında olası İstanbul depremi tekrar tartışılmaya başlanmış, alınan bir dizi önlem ile filmin mekânı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin mevcudiyeti yeniden tartışma konusu hâline gelmiştir. Araştırma, öncül araştırmalara kıyasla, film üzerinden Cerrahpaşa ve yerinde dönüşüm meselelerine güncel bir bakış açısı getirmektedir. Yöntem: Bu çalışmada, interdisipliner bir yaklaşımla nitel yöntemler de temel alınarak bir söylem analizi yapılmıştır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin mekânsal dönüşümü ve kolektif hafıza bağlamında toplumsal bellekteki yeri incelenirken, arşiv taraması ve film üzerine yayımlanan eleştiriler değerlendirilmiştir. Filmin anlatısal ve görsel unsurları, ilgili kuramsal çerçeveye dayalı olarak analiz edilmiştir. Ayrıca, yönetmen Deniz Tortum ile 17 Mayıs 2023 tarihinde yarı-yapılandırılmış bir görüşme yapılmış, önceki röportajları da çalışmaya dâhil edilerek, filmdeki mekân-hafıza ilişkisi, yeni materyalizm ve politik temsiller bağlamında derinlemesine incelenmiştir. Bulgular: Çalışmada elde edilen bulgular, filmin, mekânın toplumsal hafızayla ilişkisi açısından sosyopolitik bir eleştiri içerdiğini göstermektedir. Ayrıca, yönetmenin sinemasının gözlemci rolü ve bu sayede ortaya çıkan deneyime dayalı sinema algısı, mekâna dair derinlemesine bir bakış sunmaktadır. Sonuç: Sonuç olarak Maddenin Halleri, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yaşanan gündelik hayatı ele alırken, mekânın toplumsal bellekteki yerini ve bu yerin dinamiklerini anlamak için bir kaynak niteliğindedir. Yapılan analizler, belgeselin, toplumsal hafızanın ve mekânın sinemada temsili üzerine önemli bir çalışma olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe Kullanımlar ve Doyumlar Kuramından Esinle: Neden Kısa Film İzliyoruz?(İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2024) Türkay, EdaGiriş ve Çalışmanın Amacı: Kullanımlar ve doyumlar kuramı, iletişim araştırmaları içerisinde gelişen bir kuramdır. Kendinden önceki etki araştırmalarının gündeminde yer alan, medyanın izleyiciyle ne yaptığı sorgulamasını tersine çevirerek izleyicinin medya ile ne yaptığı sorgulamasını başlatmıştır. Bu çalışmada, kuramdan, bir anlatı türü olan kısa film ile izleyici arasındaki ilişkiyi bulgulamak için faydalanılacaktır. Çalışmanın amacı, neden kısa film izlediğimizi, kısa filmlerle nasıl bir doyum sağladığımızı ve ne tür bir ilişki kurduğumuzu kısa film takipçileri ile yapılan görüşmelerle somutlaştırmaktır. Kavramsal/Kuramsal Çerçeve: Çalışma kuramsal çerçevesini kullanımlar ve doyumlar kuramı ile sınırlandırmaktadır. Kuramın geçmişi 1940’lı yıllara dayansa da bir kullanım ve doyum çalışması olarak nitelenmesini sağlayan kişi Elihu Katz’dır. Katz’ın 1959 yılında yazdığı makalesiyle ve sorduğu “İzleyiciler medya ile ne yapıyor?” sorusuyla kuramın temelleri atılmıştır. İzler kitlenin aktif olduğu düşüncesini temel alan kuramın kavramları, ‘aktif alıcı, aranan doyum, gereksinim ve güdüler, elde edilen doyum’dur. Söz konusu kavramlar çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmakta, kavramların kısa film türü ve izleyicisi ile olan ilişkisi çalışmanın kapsamını ortaya koymaktadır. Yöntem: Kullanımlar ve doyumlar kuramından ve kuramın temel sorusu olan izleyicinin medya ile ne yaptığı sorusundan esinle, kısa film izleyicilerinin neden kısa film izlemeyi tercih ettikleri sorgulaması, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılarak çözümlenecektir. Derinlemesine görüşme yöntemi, araştırmacı ile araştırmaya konu özneler arasındaki ilişkiyi sosyal etkileşim temelinde kurduğu ve çok yönlü bir iletişime zemin hazırladığı için tercih edilmiş; öznelerin yorumlarıyla zenginleşmesi beklenen bir görüşme talep edildiği için görüşmelerin yarı yapılandırılmış olması uygun bulunmuştur. Yöntemin uygulanacağı özneler, kısa film izleyicileridir. Bulgular: Yapılan derinlemesine görüşmelerin neticesinde, kısa film izleme nedenlerinin, kısa filmin kısa süreli olması ve daha yaratıcı bir anlatı sunması şeklinde genelleştirildiği görülmüştür. Ayrıca çalışmada, kısa film izleyicilerinin, kısa film izleme motivasyonlarının sektörel ve anlatı boyutundaki gelişmeleri takip edebilmek için gözetim altına alma işlevinden doğduğu ve izleyicilerin kısa film izleyerek -en yüksek oranda- kültürel doyum sağladıkları bulgulanmıştır.Sonuç: Derinlemesine görüşmeler neticesinde elde edilen, kısa filmin, kısa sürede yaratıcı anlatılar sunan alternatif bir mecra olarak değerlendirildiği görüşü ve izleyicilerin özellikle merak duygusuyla ve kültürel doyum sağlamak amacıyla kısa filme yöneldikleri bulgusu, öznel değerlendirmeler ve bireysel yorumlar olarak ele alınmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen bulguların yorum olarak nitelenmesinin en temel sebebi, kullanımlar ve doyumlar kuramında da özellikle ifade edilen bireysellik vurgusudur.