İstanbul Gelişim Üniversitesi Kurumsal Açık Erişim Arşivi

DSpace@Gelişim, İstanbul Gelişim Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.



Güncel Gönderiler

  • Öğe Türü: Öğe ,
    Yaşlı Yetişkinlikte Psikolojik İyi Oluşu Yordayan Faktörler ve Sosyodemografik Değişkenler ile İlişkisi
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2026) Bozdemir, Meral; Kürekçi, Beyza
    Amaç: Dünya üzerinde artan yaşlı popülasyonun varlığı, bu gelişim evresinde meydana gelebilecek yaşam sorunlarını anlamak ve bunlara çözüm üretmek için bu alanda yapılan çalışmaları değerli kılmaktadır. Bu bağlamda yaşlılıkta iyi oluş konusunun ulusal bağlamda ele alınması, mevcut kültürel etmenlerle birlikte değerlendirilmesi açısından önemlidir. Araştırmada yaşlı yetişkinlik döneminde iyi oluş konusu, mutluluk, yaşam doyumu, algılanan sosyal destek, günlük yaşam aktiviteleri, duygu durum ve çeşitli sosyodemografik değişkenler çerçevesinde incelenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklem grubu, 60–99 yaş aralığında, 161 kadın, 99 erkek katılımcıdır. 60 yaş ve üzeri olmak çalışmaya dahil olma kriteri olarak belirlenmiştir. Katılımcıladan demografik bilgi formu, Oxford Mutluluk Ölçeği - Kısa Formu (OMÖ-K), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİO), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS), Lawton ve Brody- Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (Lawton-Brody EGYA), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21) ve Geriatrik Depresyon Ölçeği-Kısa Formu (GDÖ-K) ile veri toplanmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre; yaşlı yetişkinlerin iyi oluşları, cinsiyet; erkekler lehine, yaş; genç-yaşlılar lehine, medeni durum; evli olmak lehine, egzersiz yapmak; egzersiz yapanlar lehine anlamlı farklılık göstermektedir. Katılımcıların cinsiyet, eğitim, yaşlılık düzeyi, medeni durum gibi demografik değişkenlerinin psikolojik iyi oluşlarını yordamadığı, enstrümental günlük yaşam aktivitelerinin, algılanan sosyal destek, mutluluk, yaşam doyumu düzeylerinin ise psikolojik iyi oluşlarını yordadığı bulgulanmıştır. Depresyon düzeylerindeki artış da psikolojik iyi oluşun düşmesi yönünde etkide bulunmaktadır. Sonuç: Sonuç olarak, araştırma bulguları alan yazın ile örtüşen biçimde, yaşlı bireylerin iyi oluşları ile cinsiyetin; erkekler lehine, yaşın; genç-yaşlılar lehine, medeni durumun; evli olmak lehine, egzersiz yapmanın; egzersiz yapanlar lehine ilişkili olduğu şeklindedir. Yine beklendik biçimde iyi oluş ile, enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri, algılanan sosyal destek, mutluluk düzeyi ve yaşam doyumu değişkenleri pozitif yönde ilişkili, depresyon, anksiyete, stress ve geriatrik depresyon düzeyleri ise negatif yönde ilişkili değişkenler olarak saptanmıştır. Katılımcıların psikolojik iyi oluşunu enstrümantal günlük yaşam aktiviteleri, algılanan sosyal destek, mutluluk düzeyi ve yaşam doyumu pozitif yönde, geriatrik depresyon düzeyleri ise negatif yönde yordamaktadır.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Spor ve Yoga Yapan Bireylerde Depresyon Düzeylerinin Beck Depresyon Ölçeği İle Değerlendirilmesi
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2026) Polatcanlı, Funda; Demir, Yıldırım; İşleyen, Şakir
    Amaç: Spor ve yoga yapan bireylerde depresyon düzeylerini Beck Depresyon Ölçeği ile değerlendirmektir.. Depresyonun biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerle ortaya çıkan yaygın bir ruhsal bozukluk olduğu belirtilmektedir. Fiziksel aktivitelerin, özellikle yoga ve sporun, depresyon üzerindeki etkileri bilimsel olarak incelenmiştir. Yöntem: Araştırma kapsamında, Türkiye’de yoga veya düzenli spor yapan 372 bireyin depresyon düzeyleri Kategorik Temel Bileşenler Analizi (CATPCA) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan değerlendirmelerde, depresyonun cinsiyet ve düzenli aktivite türünden çok, medeni durum, gelir seviyesi, yaş ve eğitim düzeyi gibi faktörlerle daha fazla ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuçlara göre, düşük gelirli, genç ve bekâr bireylerin depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, yoga ve spor yapan bireylerde genel olarak depresyon seviyelerinin düşük olduğu görülse de, yapılan aktivitenin depresyonu belirleyen ana faktör olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Yoga ve sporun depresyon belirtilerini hafifletmede destekleyici bir rol oynadığı vurgulanırken, depresyonun önlenmesi ve tedavisinde sosyal ve ekonomik faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Çalışma, depresyonun azaltılması için fiziksel aktivitelerin teşvik edilmesi gerektiğini, ancak bunun yanı sıra bireylerin yaşam koşullarının da iyileştirilmesinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Otizmli Çocuğu Olan Anne-Babaların Evlilik Uyumu ve Duygu Düzenleme Güçlükleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2026) Naz, Nurhan
    Amaç: Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocukların sayısındaki artış, bu ailelerin karşılaştığı psikososyal zorlukları daha yakından incelemeyi gerekli kılmaktadır. OSB tanılı çocukların yoğun bakım ihtiyacı, ebeveynlerin hem bireysel ruh sağlığını hem de evlilik ilişkilerini etkileyebilmektedir. Bu bağlamda, ebeveynlerin duygu düzenleme becerilerinin evlilik uyumu üzerindeki etkisini inceleyen çalışmalar, literatürde sınırlıdır. Mevcut çalışma bu boşluğu doldurmayı ve hem bilimsel hem de uygulamalı müdahale çalışmalarına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, ebeveynlerin bireysel düzeydeki duygu düzenleme becerileri ile evlilik ilişkilerindeki uyum düzeylerini inceleyerek hem psikopatolojik hem de ilişkisel bir bağlamda yeni veriler sunmayı amaçlamaktadır. Literatürde sınırlı sayıda çalışma bu iki değişkeni birlikte incelemiştir. Bu araştırma, klinik psikoloji alanında müdahale çalışmalarına temel oluşturabilecek bulgular sunması açısından önem taşımaktadır. Yöntem: Araştırma, İstanbul’da ikamet eden ve rastgele seçilen ebeveynlerle yürütülmüştür. Örneklem grubunu, OSB tanılı 40 çocuğun ebeveynleri ve OSB tanısı bulunmayan 40 çocuğun ebeveynleri oluşturmuştur. Katılımcılara Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Evlilik Uyumu Ölçeği uygulanmıştır. Nicel veriler karşılaştırmalı ve korelasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: OSB tanılı çocuğa sahip ebeveynlerin duygu düzenlemede anlamlı düzeyde daha fazla güçlük yaşadığı bulunmuştur. Ayrıca, bu grubun evlilik uyumu düzeylerinin, OSB tanısı olmayan çocukların ebeveynlerine göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Duygu düzenleme güçlüğü ile ilişki tarzı arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki gözlemlenmiştir; duygu düzenleme güçlüğü arttıkça daha az uyumlu ilişki tarzları sergilendiği belirlenmiştir. Öte yandan, farkındalık düzeyindeki artış, evlilik ve genel uyum düzeylerinin yükselmesiyle ilişkili bulunmuştur. Bireylerin kişisel hedeflere yönelik baskı hissetmeleri ise evlilik uyumunu olumsuz yönde etkilemiştir. Sonuç: Elde edilen bulgular, OSB tanılı çocuğa sahip ebeveynlerin hem bireysel hem de ilişkisel düzeyde daha fazla psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Duygu düzenleme becerileri ve farkındalık düzeyi, evlilik uyumu üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Sağlık Hizmetlerinde Yönetişim İnovasyonu Sadece Bir “Moda” Kavram Mıdır?
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2026) Büyüktaş Gayır, Gülfer
    Amaç: Günümüzde sağlık kurumlarında sunulan hizmetin doğası gereği ve odağında insanın yer alması nedeniyle bu alan diğer endüstri ve hizmet sektörlerinden ayrılmakta; bu nedenle ‘sağlıkta yönetişim inovasyonuna’ özel bir önem atfedilmektedir. Konunun bu öneminden hareketle hazırlanan araştırmanın amacı; “sağlık hizmetlerinde yönetişim inovasyonunun bir ‘moda kavram’ olup olmadığının” araştırılmasıdır. Yöntem: Araştırmada “PRISMA Şemasından” yararlanılarak. “Sistematik Literatür Taraması” yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem aracılığıyla “sağlık hizmetlerinde yönetişim inovasyonu bir ‘moda’ kavram mıdır?” şeklindeki araştırma sorusuna yanıt bulabilmek için ulaşılabilen çok sayıda çalışmadan yararlanılmıştır. Bu aşamada toplanan bulgular, eleştirel olarak değerlendirilmiş, birleştirilmiş ve sistematik bir şekilde sunulmaya çalışılmıştır. Bulgular: Bulguların değerlendirilmesiyle ulaşılan sonuçlardan önemli birisi; “sağlık hizmetlerinde yönetişim inovasyonunun bir ‘moda kavram’ olmadığıdır”. Diğer önemli bir bulgu; “literatürde inovasyon, yönetişim ve kurumsal yönetişim olgularının giderek artan sayıda yayınla incelendiğidir”. Son ve önemli bir bulgu ise, “sağlıkta yönetişim inovasyonu konusunda çalışmaların çok sınırlı sayıda” olduğudur. Sonuç: Küreselleşme süreciyle birlikte yaşanan paradigma değişimi “yönetim” kavramından farklı bir yapıya sahip “yönetişim” olgusunu yeni bir model olarak sunmaktadır. Bu nedenle sağlık hizmetinin sunumunda “iyi bir yönetişim sisteminin tesis edilmesi” gerekliliğinin altı çizilmektedir. Araştırma kapsamındaki literatür sağlık kuruluşlarının sürdürülebilir yenilikleri benimseyerek maliyetleri düşürebileceğini, hasta sonuçlarını iyileştirebileceğini ve dolaysıyla sağlık hizmeti sunumunun etkinliğini ve verimliliğini artırabileceğini göstermektedir.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    An Examination of Healthcare Workers’ Perceived Levels of Organizational Depression
    (İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları / Istanbul Gelisim University Press, 2026) Korkutan, Mümtaz; Özdemir, Nurten Ebru
    Aim: This study aims to assess the perceived levels of organizational depression among healthcare personnel working at Bitlis Tatvan State Hospital and to examine whether these perceptions vary according to key demographic characteristics. Methods: This study was designed as a descriptive cross-sectional study. A face-to-face survey was administered to 325 healthcare workers. The data were analyzed using SPSS 26, employing descriptive statistics, independent samples t-tests, ANOVA, Chi-Square, and Tukey post hoc tests. The 42-item Organizational Depression Scale developed by Sezer served as the primary measurement instrument. Findings: The findings indicated an average organizational depression perception score of 2.74. No significant differences were observed in relation to gender, age, education level, job title, smoking status, or years of service. However, marital status, job satisfaction, and salary satisfaction were significantly associated with depression perceptions. Married employees reported lower levels of perceived organizational depression than single employees, while those dissatisfied with their salaries reported higher levels. Conclusion: The study concludes that healthcare workers experience moderate levels of organizational depression. Interventions such as improving worklife balance, revising wage policies, and implementing psychosocial support mechanisms are recommended to mitigate these effects. Healthcare administrators should prioritize mental health strategies to promote employee well-being and service quality.